9 Ağustos 2012 Perşembe

HAYAL-İ KUŞ


                                                 
                                                              HAYAL-İ  KUŞ
  Mesela ben  bir kuş olsam, kanatlarımı denize çarpa çarpa uçardım.Hele martıysam bir de...Galata'dan uçar Beşiktaş'a salınırdım azıcık iskelede durur insanlara bakardım,telaşlı ve komik insanlara,seslerini duymamak ya da duyup  anlamamak telaşlı hareketlerini komikleştirirdi.Vapurlara yanaşır insanlara seslenirdim : " Ey insanlar siz mi büyüksünüz ben mi? Kuş beynimle soruyorum?...Tamam tamam bakmayın suratıma öyle aval aval, şaka yaptım simit verin azcık." Düşündürmeye gerek yok şimdi,yormayayım.
  Ben bir kuş olsaydım eğer bulutların arasında uçardım,Kaçkar'dan girer Karacadağ'dan çıkardım.El değmemiş topraklarda yaşayan gün görmemiş insanlara değerdi kanatlarım.Okşardım onları,onlar da anlardı halimden bir tas su verirlerdi.Öterdim onlara barış nidaları gibi.Buruk ve özlem dolu bakışlarıyla el sallarlardı bana.
  Efenim ben bir kuş olsam şimdi mesela, kanatlarım böyle rengarenk olsun isterdim :     kırmızı.sarı,turkuaz,pembe ne bileyim işte her renk.Gösterirdim kendimi diğer kuşlara şaşırsınlar biraz diye.İnsan kendini insan olarak özel hissetmiyor bu ülkede biliyor musun? Belki renkli bir kuş olursam, ne bileyim işte...Gidemediğim yerlere giderdim;annemin yanına uçardım,babamın mezarına konardım.Yapardım yani.Sonuçta patron yok,izin derdi yok değil mi?
 Diyelim ki ben bir kuşum ve canım insanlar hala insan olduklarını sanıyor.Kafalarının üzerinde uçar dururdum,hiç beklemedikleri bir anda şap diye ederdim üstlerine "ayıptır söylemesi" bokumu.Kimisi koşar hemen loto oynardı,kimisi arkamdan küfrederdi ve ben de köşede kıs kıs gülerdim.Ama vaktimin çoğunu hak edenlere ayırırdım ki kimseye hak geçmesin.Kuş da olsam adaletli olmak gerekir neticede.
 Şimdi ben bir kuşum ve rengarenk kanatlarımı denizlere çarpa çarpa Kaçkar'a Karacadağ'a uçuyorum...her yer yeşil her yer cennet bana.El değmemiş bir ağacın dalındayım ve güneşi topluyorum içimde.Zamanım çok az biliyorum ve boşveriyorum insanları.Gözlerimi kapatıyorum ve kocaman bir nefes alıyorum.

1 Mayıs 2012 Salı

BİR AN

 "Akşam vakti deniz kıyısında yürüyüşe çıkmak iyi geliyor ya da ben öyle sanıyorum" diyorken televizyondaki yaşlı kadın,kumandayı koltuğa fırlatıp mutfağa gitti, kahvesini doldurup tekrar koltuğa oturdu. Televizyondaki        kadın hala kendini sorgulamaya devam ederken kanalı değiştirdi.Bu hareketi oldukça ani ve öfkeli bir biçimde yaptı; aslında öfkesinin kadınla ilgisi yoktu, onun öfkesi bir türlü çalmayan telefonaydı.Masanın üstünde duran telefona tekrar dönüp baktı, yaklaşık her on üç dakikada bir olduğu gibi.Banyoya gidip aynanın karşısında biraz oyalandıktan sonra balkona çıktı.Karşısında sonu görünmeyen bir deniz.Evinin manzarasının fazlasıyla güzel olduğunun farkında bunun gururu yüzündeki gülümsemeye yerleşti o an.Elindeki kahveyi yudumlayıp sandalyeye kuruldu,gözü uzaklara daldı.Düşündü.Altı yaşına dönmüş ve salıncağa binmişti bile.Hızlanıyordu yavaş yavaş.O  hızlandıkça rüzgar yüzüne daha çok çarpıyordu,bacaklarını daha da ileriye atıyordu yüzünde koca bir gülümsemeyle.Yerinden sıçradı bir anda, neyse ki kahve üstüne değil de yere dökülmüştü şanslı olduğunu düşünüp bir bez aldı eline ve yeri silmeye başladı.Sonra eli çenesine gitti.Biraz dokundu,çenesinin sivri tarafına doğru parmaklarını iyice gezdirmeye başladı ve durdu.Biraz daha dokundu,soğuk soğuk terlemeye başladı,bütün vücudu kasıldı.Gözlerini açtığında soğuk zemine yığılmış buldu kendini,biraz yerde kalıp kendine gelmeye çalıştı sonra kalkıp elini yüzünü yıkadı sonra da bezi.O günün  hatırası çenesindeki yara iziydi, bolca dikiş atılmış ve izi kalmış bir yara.Saate baktı epeyce geç olmuştu.Bir türlü çalmayan telefona olan öfkesi yerini huzursuzluğa bırakmıştı.Kalbine bir ağrı girdi bir anda ve başka bir anda geçti.Nihayet telefon çaldı.Çantasını alıp sokağa fırladı.Sokakları hızlı adımlarla yürümeye başladı.Otobüs durağına geldi, beklemeye başladı.Bugün ne kadar çok beklediğini düşündü ve bir sigara yaktı.Elleri titriyordu.Gergindi.Otobüsün camına kafasını dayadı,rüyalarda kaybolmayı ve gerçeğe dönmemeyi o gün o kadar çok istiyordu ki.Olmadı.Otobüsten indi bahçe yolunu yürümeye başladı kalbi hızlı hızlı çarpıyordu.Apartmanın kapısında durdu.Bir sigara daha yaktı.Titreyen elini çenesine götürdü.Kaşıdı,kaşıdı...durmadan kaşıyordu.Kanadığını fark edip durdu.Çantasından peçete çıkarıp yarasına bastırdı.Kanlı peçeteyi çantasına tıkıp zili çaldı.Çok hızlı yaptı bu işi,geri dönmemek için.Kapı açıldı,usulca kapıyı itti geriye ve içeri girdi.Merdivenleri gergin adımlarla çıkmaya başladı,hiç bitmeyecekmiş gibi geldi.Dördüncü kata geldiğinde kafasını kaldırıp karşıdaki tahta kapıya baktı,derin bir nefes alıp kapıyı çaldı.Ayakta durabilmek için eliyle duvardan destek alıyordu.Ve kapı açıldı.Yüzü solgun  bir kadın açmıştı kapıyı.Kadınla birbirlerine uzun süre baktılar.İkisinin de ağzından tek bir söz çıkmamıştı.İçeri girdi.Kadın ona odayı işaret etti.Odanın kapısı açıktı ve perdeler örtülüydü.Yavaş yavaş odaya doğru ilerlemeye başladı.Kapının eşiğine gelip durdu.Kalbini ağzında hissediyordu.Öfkenin,nefretin ve hüznün karıştığı o anda onun yüzünü gördü.Çaresizliğin,acının ve pişmanlığın yüzünü.O yüzün, bir ölününkinden farklı olmayan bedeni yıllardır aynı yatakta yatıyordu,kıpırdamadan belli ki az kalmıştı.Ve çoktan kırk yıl öncesine, altı yaşına dönmüş salıncağa binmişti bile.Hızlanıyordu yavaş yavaş.O hızlandıkça rüzgar yüzüne daha çok çarpıyordu,bacaklarını daha da ileriye atıyordu yüzünde koca bir gülümsemeyle annesine bakıyordu,annesi de koca bir gülümsemeyle ona.Ve bir anda havayı delen bir ses duydu.Yere düşmüş eli yüzü kan olmuştu.Ayağa kalktı annesini gördü yerde, eli yüzü kan olmuştu.Sola çevirdi kafasını babasını gördü ayaktaydı her tarafı kan olmuştu.İrkildi bir anda yataktaki adama baktı,adam ona baktı.